Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurmuşlardır :
“ Kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terk etmek vardır “
(Tâc:1/ 140 )
İslam dinin şartlarından birisi namazdır. Ve namaz bir müslümanda bulunması gereken en bariz alâmettir.
Namazı terk edenin hükmü ile alâkalı muhtelif görüşler vardır :
1-Namaz kılmayanların durumları hakkında âlimler ve mezhepler arasında ihtilaf vardır. Namazı inkâr ederek hafife alarak ve kılmamayı helal sayarak kılmayan kimse selef-i halef bütün âlimlerin icmaiyle küfre girer.
2-Bir kimse namazı hafife almadan sadece kılmamakla küfre girmez. Ancak İmamı Şafi ve İmamı Malike göre Fıska girer ve fasık olur. Onun için vakit geçirmeden tövbe etmesi lazımdır.
3-İmam-ı Ahmet Bin Hanbel’e göre namazı terk eden kâfir olur. İbni Mübarek , İshak ve bazı şafiler de aynı görüştedirler.
4-Asr-ı saadetde sahabe-i kiram bir kimsenin herhangi bir ameli terk etmekle küfre girmiş olmayacağı ; ancak namazı terk etmekle küfre girmiş olacağı görüş ve kanaâtine sahip idiler.
Bütün bunlardan anlaşılıyor ki namazı terk etmek büyük bir günah ve çirkin bir kabahattir.
NAMAZ HAREKETLERİNİN MANA BOYUTU
Namaz nasıl ki bir ruhi arınmayı sembolize ediyorsa, abdest de fiziki arınmayı sembolize eder ve müminin namazda dirilişe geçmeden Yüceler Yücesi ‘nin huzuruna girmeden önce o huzurun büyüklüğünü azametini düşünerek bedenini temiz olmayan şeylerden ve sezildik
sezilmedik menfiliklerden arındırır bu öyle bir arınmadırki şuurlu her mümin Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Benim ümmetim kıyamet gününde abdest azalarının parlaklığıyla tanınacaktır Kim parlaklığının çok olmasını istiyorsa abdest suyunu
gücünin yettiği yere ulaştırsın’hadis-i şerifine mazhar olmaya çalışır.
İbadetin kabulü için bir ön şart olan abdest yani dini temizlik maksadıyla eller, ağız , burun, yüz, kollar, kulaklar ve ayakların yıkanıp başın mest edilmesi bir dış temizlikten öte geçmiş için bir
tövbe (çünkü bunlar kötülük yapabilen ana uzuvlardır) ve geleceğe azimle ümitle girme anlamını taşır. Mümin abdest almakla bilerek ve yabilmeyerek bu uzuvlarıyla işlediği günahlara tevbe etmiş ve
günahlarından arınmış olur. Azimle de geleceğe yönelik Allah ın yardımını celb etmiş olur.
Abdestle fiziki olarak arınan mü’min ardından temiz bir kıyafetle temiz bir mekanda ruhen arınıp semavi bir seyahate çıkmak için Rabbinin huzuruna yönelir. Bütün dikkatini, konsantrasyonunu toplayarak ellerini kaldırır ve içinden gele gele ‘Allahu Ekber: Allah en büyüktür’ diyerekYaratıcısını selamlayıp esas vaziyetini alır.
Mümin , yüreğiyle duya duya söylediği bu tekbirle çok tanrılı bir çağın tüm sahte, fani tanrılarına meydan okur.
Mümin bu tekbir hareketiyle zaman ve mekanı ellerinin üzerine koyup ardına atarak kalbinden ve kafasından siler ve yeni bir dünyaya zamansız bir mekana doğru yola çıkar. işte mi’rac bu yolculuğun adıdır
Bilindiği gibi namaz mi’rac yolculuğunda Efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem) hediye edilmiş, Efendimizde ‘Ya Rabbi,inanan
salihlerede bu mutluluğu lütfet’diye niyazda bulunmuştur. Allah (celle celaluhu)bu Son Nebisinin, Habibinin niyazını geri çevirmeyerek insanlığın namazla şereflenmesini sağlamıştır.
Ak alınlı aydın başlı mümin dimdik ayakta durarak semavi seyahatına, namaza başlar. Bu duruş Allah ın huzurunda bir saygı duruşudur.
Tüm hamdin yanlızca O’na olduğunun hal ve bedenen diliyle ifadesidir.
Sonra mümin, kendisini ve bütün varlığı yaratan Rabbine karşı hayranlık ve hürmet duygularını dile getirmeye çalışır, Sübhaneke ... ‘Sen ne yüce ve eşsizsin,Sen ne büyükssün Allah ım!’ die söze başlar
ve şöyle devam eder : ‘Senin ismin ne mübarek, ne güzeldir. Sen ne yücesin ve Senden başka mabud yoktur Allah ım!’diye Rabbini böyle en parlak ve canlı sözlerle selamlayan mümin ardından esas maksadına geçer.
Müminin maksadı ve Rabbisinin kapısını çalmasının birinci sebebi kendisine bahşedilen sonsuz nimetlere karşı teşekkürlerini bildirmektir. O ‘Alemlerin Rabbi olan Allah a hamd olsun’dedikten sonra dileklerini sunar.
Müminin okuduğu, yüreğine yedirdiği, zihnine kazıdığı bu Kur’an bu Rabbani mesaj mir’ac yolculuğunun yakıtıdır. Ondan gelen ruh, O na giderken, O nun kelamını terennüm eder.
Ayakta, Rabbinin üzerinde tecelli eden sayısız nimetlerini düşünen mümin ardından bu nimetleri veren Sonsuz Kudret Sahibi nin huzurunda minnet ve şükranla iki büklüm olarak rükua gider. Bu hareket aynı zamanda bir hayret makamıdır, itaatin zirvesi ve vicdanın
kayıtsız şartsız teslimiyetidir.
Kulluğa kilitli mümin adeta bir asa gibi bükülür ve iliklerine kadar işleyen bir kulluk şuuruyla İlahi azameti ‘sübhane rabbiyel azim: Büyük olan Rabbimi şanına layık ifadelerle yad ederim’ diye mırıldanarak gök kapılarını aralamaya çalışır.
Rükuda varlığından haberdar olduğumuz veya olmadığımız bütün nimetleri bahşeden Sonsuz Kudret’in huzurunda minnet ve şükranla eğilen mümin bu eğilmeyi bu iki büklüm olmayı da yeterli bulmaz. Hemen doğrulup ayağa kalkar ve tekrar eğilip başını tevazuyla yere
koyar. Böylece başıylada minnetini dile getirmiş olur Baş bedenin tümünü idare eden en kıymetli merkez organıdır Mümin başını secdeye koyarak şunu ifade etmek ister: ‘Ey Rabbim,varlığımın en kıymetli kısmı başımdır.İşte huzurunda başımı dahi yerlere sürüyor
sana olan minnet ve şükrümü en kıymetli varlığımı yerlere koymakla da ifade ediyorum. Şayet başımdan daha kıymetli bir uzvum olsaydı onuda huzurunda yerlere serer, minnet ve şükrümü onunla da ifade etmek isterdim..’
Muhammed İkbal
Sana ağır gelen o secde var ya
Binler secdeden alıp kurtarır seni.
Dediği gibi tek birine en büyük olana
boyun eğerek diğer bütün beşeri boyun
eğmelerden kurtaran ve insana gerçek hürriyetin
kapısını aralayan sırlı bir anahtardır....
HAZRETİ MEVLANA NIN DEĞERLENDİRMESİ
Gönül ustası Hazreti Mevlana da insanı İlahi huzura ulaştıran tekbir kıyam rüku secde selam ve dua gibi namaz rükünlerine oldukça düşündürücü mana kazandırır.
Namaza tekbirle girmek ‘İlahi biz senin huzurunda kurban olduk’ demektir (tekbir getirerek kurban kesildiği gibi tekbirle namaza başlamak da ‘Allah ım canımız sana feda olsun’anlamındadır)
Namazda kıyamda durmak Allah ın huzurunda kıyametteki muhasebeyi hatırlattırır. Kul biraz sonra hakkıyla yerine getiremediği kulluğundan ve işlediği günahlardan dolayı, utancından ayakta durmaya dermanı kalmaz ve rüku ya eğilir.
Başı rüku dayken ‘Hakkın suallerine cevap ver!’diye İlahi ferman gelir. Kul rüku dan başını mahcup olarak kaldırır Ayakta durmaz yüz üstü secdeye kapanır.
Tekrar ona ‘secdeden başını kaldır! Yapmış olduklarından haber ver! diye ferman gelir. O yine mahcup bir şekilde başını kaldırsa da tekrar yüzü üzerine kapanır ....
Bediüzzaman
*İbadet yaratılışın ücreti ve neticesidir Bu itibarla sevap ibadetin ücreti olmayıp ancak Cenab-ı Hakk’ın keremindendir.
*Hak o kadar parlaktır ki körler bile görebilir.
*Hayatın lezzetini, zevkini isterseniz hayatınızı imanla hayatlandırınız ve feraizle (farzları işlemekle) zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.
*Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsınki bütün vaktini ona sarf ediyorsun.
*Ümitvar olunuz! şu istikbal inkılabı içinde en gür seda (ses) İslamın sesi olacaktır.
*İslamiyet güneş gibidir üflemekle sönmez gündüz gibidir göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar.
*İman hem nurdur hem kuvvettir evet hakiki imanı elde
eden adam kainata meydan okuyabilir.
*Arı su içer bal akıtır yılan su içer zehir döker.
Necip fazıl
Namaz
Namaz sancıma ilaç yanık yerime merhem
Onsuz ebedi hayat benim olsa istemem.
Eğer yürüdünüz yolda güçlük ve engel yoksa bilinki o yol sizi bi yere ulaştırmaz..B.Shaw
Dikkat etmiyormusun? tohumlar yarışıyor,
Sahnede neden yoksun
Evrende herşey hareket halinde iken
Sen neden bekliyorsun?