Kanunî Sultân Süleyman Han Babası:
Yavuz Sultan Selim Annesi:
Hafsa (Hafize) Hatun Doğum
Tarihi: 1495 Tahta Çıkışı :
30 Eylül 1520 Ölümü: 6/7 Eylül
1566 Kanunî Sultân Süleyman devrine şarkıyâtçı
Ortalon’un söylediği şu sözlerle başlamak istiyoruz: “Sultân Süleyman’ın
eserleri bir sıraya konulsa, en alt katta muhârebeleri, onun üstünde
bıraktığı âbideler ve en üstte ise, kurmuş olduğu ilmî ve hukukî
müesseseler gelir”.
Yukarıda zikredilen özelliğinden dolayı Osmanlı
tarihinde Kanunî; sadece Osmanlı Padişahlarının değil, dünyada görülen
hükümdârların en muhteşemlerinden biri olması haysiyetiyle Batı âleminde
Le Manifigue (Muhteşem) ve Grand (Büyük); şâirlik mahlası olarak Muhibbî;
13 tane büyük gazâya fiilen iştirâk etmiş olması hasebiyle Gâzî ve diğer
Osmanlı Padişahlarına dendiği gibi bazan da Süleyman Şah denen Kânunî
Sultân Süleyman, bir rivâyete göre, 900/1494 yılında Hafsa Sultân’dan
Trabzon’da dünyaya gelmiştir. 926/1520 yılında ve 26 yaşında Osmanlı
tahtına geçen Kanunî, 974/1566 tarihine kadar yani 46 sene Padişahlık
yapmıştır.
Kanuni Sultân Süleyman, evvela başına gâile çıkarmak
isteyen, babası zamanında Şam Beylerbeyisi olan ve iktidâr değişikliğinden
istifâde ederek Melik Eşref ünvânıyla hükümdârlığını ilan eden Canberdi
Gazâli’yi 1521’de idam ettirdi. Bu gâileyi bertaraf eden Kanunî, daha
sonra meşhur seferlerinden 1. Sefer-i Hümâyûn’unu Belgrâd üzerine yaptı.
1. Macar seferi veya Engürüs seferi de denen bu sefer neticesinde,
sırasıyla Böğürdelen (Şabaç), Zemun ve Salankamin kaleleri fethedilmiş ve
nihâyet daha sonraları Dâr’ül-Cihâd adını alan Belgrâd, 927/1521’de feth
olunmuştur. Bu arada Yemen’de fitnelere yol açan İskender adlı şahıs,
kendi adamları tarafından öldürülerek, 927/1521 tarihinden itibaren bu
beldelerde de Osmanlı Sultânı adına hutbe okunmaya başlanmıştır.
2. Sefer-i hümâyûnunu asırlarca
haçlı ordularına karakolluk yapan Rodos ve adalar üzerine düzenlemiş ve
929/1522 yılının sonlarına doğru Bodrum, Tahtalı ve Aydos kaleleriyle
birlikte İstanköy, Sömbeki ve Rodos adaları Osmanlı ülkesine katılmıştır.
Hıristiyanlığın İslâm âlemine karşı bir kalesi sayılan Rodos’un zabtı,
Avrupa’da büyük bir hayret ve teessür uyandırmıştır. Osmanlı orduları
adaları fetihle meşgul iken Anadolu’da problemler çıkaran ve Yavuz
tarafından Zülkadriye Eyâleti beylerbeyliğine getirilen Şehsuvaroğlu Ali
Bey fitnesi de, Ferhad Paşa kumandasında gönderilen ordu ile 929/1522’de
bertaraf olunmuştur. Bu arada Mısır’da çıkan cüz’î isyanlar da aynı yıl
bastırılmış; vefat eden Hayır Bey’in yerine evvela Mustafa Paşa ve sonra
da ikinci vezir Ahmed Paşa getirilmiş ve memlekette huzur ve âsâyiş
sağlanmıştır. 930/1523 yılında Şah İsmail’in Sultânı tebrik için elçi
gönderdiğini ve aynı yıl kendisinin vefatı üzerine oğlu Tahmasb’ın yerine
şah olduğunu da kaydetmek isteriz.
3. Sefer-i hümâyûn, 2. Engürüs
(Macaristan) veya Mohaç seferi olarak da bilinir. Belgrat’ın alınmasından
sonra Müslüman Türk akınlarına ma’rûz kalan Macaristan, Hırvatistan,
Transilvanya ve Dalmaçya, bu seferle önemli ölçüde Osmanlı topraklarına
katılmıştır. 932/1526 tarihinde Tuna nehri üzerinde bulunan Petro Varadin
(Petervardin) kalesini fetheden Osmanlı orduları, daha sonra da sırasıyla
Sirem muhitindeki kaleleri, İyluk ve beraberindeki on küsur kaleyi ve
nihayet Drava nehri kenarındaki Ösek (Eszek) kalesini zaptetmişlerdir.
Kazanılan Mohaç zaferinden sonra, 932/1526 yılının Eylül’ünde
Macaristan’ın başşehri olan Budin fethedilmiş ve bunu Segedin, Budin’in
tam karşısında yer alan Peşte ve benzeri çevre şehirlerin fetihleri takip
eylemiştir. İstanbul’a Macaristan fâtihi ünvanıyla dönen Kanuni, bu
seferiyle Orta Avrupa’da dengeyi değiştirmiş ve artık Osmanlı Devleti’nin
sınırları Avusturya ve Çekoslovakya’ya dayanmıştır.
Ferdinand’ın
tekrar Almanlardan destek alarak Budin’e yürümesi üzerine, 4. Sefer-i
Hümâyûn’unu da Macaristan’a düzenleyen Kanuni, 936/1529 tarihinde Budin’i
yeniden Osmanlı hâkimiyetine aldı ve yol üzerindeki Estergon’u ele
geçirdikten sonra Ferdinand’ın gizlendiği Viyana’ya doğru yürüdü. Netice
alınamayan I. Viyana Muhâsarası, Alman ve Macarları tekrar
ümitlendirdi.
5. Sefer-i hümâyûnunu yeniden ümitlenen Alman Şarlken
ve Macar Ferdinand üzerine yapmayı planlayan Kanunî, 938/1532 tarihinde
başladığı bu seferinde, evvela Siklos (Şikloş), Kanije ve nihâyet Viyana
yolunu Osmanlı ordularına açan Güns kaleleri başta olmak üzere on beşten
fazla kaleyi fethetmeyi başarmıştır. Meydandan kaçan Şarlken ve kardeşi
Ferdinand’a ağır nâmeler gönderen Kanunî, Budin’i geri aldığı gibi,
Papoçe, Şopron, eski başkentlerden Gradcaş, Pojega, Zacisne, Nemçe ve
Podgrad kalelerini aldıktan sonra, 939/1532 senesi Kasımında Almanlarla
sulh yaparak İstanbul’a dönmüştür. 6. Sefer-i hümâyûn, Irakeyn seferi
veya İran seferi diye de meşhurdur. Şarlken’den sonra Kanunî’nin ikinci
büyük rakibi olan Şah Tahmasb, Bitlis hâkimini kendisine tâbi olması için
zorluyor ve Osmanlı Devleti’nin başına doğuda gâileler açıyordu. Osmanlı
Devleti’ni Olama Hân ve Safevi devletini ise, Bitlis Hâkimi Şeref Hân
tutuyordu. 940/1533 yılında sefer, Vezir-i A‘zam İbrahim Paşa komutasında
başladı ve yol esnasında Adilcevaz, Erciş, Van ve Ahlat alındıktan sonra
941/1534 yılında Tebriz’e girildi. Daha sonra aynı yılın Eylül’ünde
Padişah da sefere katıldı ve Karahan Derbendi geçildikten sonra Hemedan ve
Kasr-ı Şirin yoluyla Bağdat’a ulaşıldı. 941/1534 Aralık ayında Bağdad
direnmeden teslim oldu. Kerkük ve Hille gibi Irak beldeleri Osmanlı
ülkesine katıldığı gibi, Güney Irak, Kuveyt, Lahsâ, Katîf, Necd, Katar ve
Bahreyn bölgeleri de Osmanlı Devleti’ne itâat edince bütün bunlar, Basra
Eyâleti adı altında Osmanlı’ya bağlandı (24.7.1538). Bu arada Barbaros
Hayreddin Paşa, aynı yıl Tunus’u fethederek Osmanlı Devleti’ne
bağlamıştı.
7. Sefer-i hümâyûnda Venediklilerin üzerine gidilmiş,
Korfu ve Otranto hücuma ma’rûz kalmışsa da, Venediklilerin sulh talebi ve
Fransa Kralının da arzusu üzerine 1537 yılında İstanbul’a dönüldü. Bu
arada Doğu Hırvatistan’da Osiyek yakınlarındaki Vertizo’ya sokulan düşman
askerleri yok edildi.
8. Sefer-i hümâyûn Kara Boğdan yani Moldavya
üzerine yapıldı. 1538 yılında Kanuni Moldavya üzerine yürürken, denizlerde
Hadım Süleyman Paşa, Süveyş’ten hareket ederek Yemen ve Aden’i almış ve
Hindistan’daki Diu Kalesini kuşatmıştı. Yine aynı yıl, Osmanlı Devleti’ne
Batı Cezayir’i kazandıran Barbaros Hayreddin Paşa, Batılı donanmalara
karşı kazandığı Preveze deniz zaferi ile Akdeniz’i bir Osmanlı Gölü haline
getirmişti. Kara Boğdan seferi de, her ne kadar sulh ile neticelendi ise
de, hem Moldavya bölgesinde ve hem Tuna boyunda Osmanlı sınırları durmadan
genişliyordu.
9. Sefer-i hümâyûn, 1541’de yapılan Budin Seferi’dir.
Macaristan’da Osmanlıların himâyesindeki Kral Yanoş Zapolya’nın ölümüyle
(1540), Avusturyalı Ferdinand’ın buraları işgal etmek istemesi ve hatta
Budin ve Peşte’yi kuşatması, Kanunî’yi tekrar bu bölgelere getirdi. 1541
tarihli bu seferle artık Macaristan’ı Budin Eyâleti’nin bir parçası haline
getirdi.
Kısa bir süre sonra Ferdinand, Almanların desteği ile yine
Budin ve Peşte’yi kuşattıysa da, Kanunî Sultân Süleyman 10. sefer-i
hümâyûnu ile hem Ferdinand’ı ve hem de kendisini destekleyen Almanları,
1543 tarihinde geri çekilmeye ve Osmanlı Devleti’nden sulh andlaşması
istemeye mecbur etti. Bu sefer neticesinde Macaristan’ın dinî merkezi olan
Estergon, İstolni-Belgrad ile beraber iki mühim sancak merkezi olarak
Budin’e bağlandı. Peç ve Şikloş, geri alındı. Yapılan andlaşmayı bütün
Avrupa devletleri kabul etmek durumunda kalırken, Kanunî, tartışmasız
“Cihân Padişahı“ ünvanını bu gazâ ile kazandı. İmparator sıfatı, sadece
Muhteşem Süleyman için kullanılabilecekti.
Muhteşem Süleyman, 11.
sefer-i hümâyûnunu, Osmanlı Devleti’ni arkadan vurmayı âdet haline getiren
İran’a yaptı. Buna 2. İran Seferi de denir. 1548-1549 yıllarında
gerçekleştirilen bu sefer ile, Tebriz geri alındı. 1553-1555 yılları
arasında da 3. İran seferini ve genelde ise, 12. Sefer-i hümâyûnunu yaptı.
Buna Nahcivan Seferi de denmektedir. 1554 Temmuz’unda Revan’a gelen
Padişah, oradan Nahcivan’a giderek burayı feth eyledi. Kuzey Azerbaycan
üzerinden Güney Azerbaycan’a geçince, Şah sulh istedi ve ortalarda
görünmeyince de Amasya’ya çekildi. 1555 yılında Amasya’da imzalanan
andlaşma ile Gürcistan paylaşıldı ve Irak’da eski sınırlar muhâfaza
edildi.
Şehzâde Mustafa ve Şehzâde Bâyezid meseleleriyle yıpranan
haşmetli Padişah, son büyük seferini, 1566 yılında Zigetvar’a düzenledi ve
burada kuşatma sırasında 72 yaşında iken çadırında vefât etti. Yavuz
döneminde 6.5 milyon km2 olan Osmanlı Devleti’nin toprakları, Kanunî
devrinin sonunda en yüksek seviyesine olmasa da, 15 milyon km2ye yükseldi.
Osmanlı Devleti’nin sınırları içine, Avrupa’da -bugünkü siyasi sınırlarla-
Eszak hariç Macaristan, Erdel (Romanya’da), Banat (Romanya ve
Yugoslavya’da), Belgrad ve Voyvodana, Hırvatistan ve Slovenya ve daha nice
yerler; Asya’da Rodos ve on iki ada, Arabistan, Batı Gürcistan, Doğu
Anadolu’nun geriye kalan kısmı, himâye bölgeleri olarak, Yemen, Kuveyt,
Bahreyn, Hadramut, Katar ve daha nice yerler; Afrika’dan Eritre, Cibuti,
Somali, Habeşistan’ın önemli bölgeleri, Libya, Tunus, Çad ve Büyük
Sahra’nın bazı kısımları dâhil olmuştu. Kısaca “Bir sultân-ı azîm’üş-şan
idi ki, her hıttada hutbesi yürür ve bin bir kal’ada nevbeti
vurulurdu.”.
Netice olarak Kanunî Sultân Süleyman devri, hem
devletin sınırlarının genişlemesi yani siyâsi ve coğrafi açıdan ve hem de
ilim, kültür, hukuk ve maliye gibi konular açısından, Osmanlı Devleti’nin
zirvelere yükseldiği bir dönemin kısa adıdır.
Kanunî Sultân
Süleyman, hem büyük bir asker, hem kudretli bir idareci ve hem de eşine
ender rastlanır bir devlet teşkilâtçısı idi. Bu dehâsını, Fâtih zamanında
hazırlanan teşkilât kanunlarını geliştirerek ve kısmen de değiştirerek
gösterdi. Denilebilir ki, Osmanlı Devleti’nin siyâsî, kültürel, sosyal,
iktisâdî, adlî ve kısaca her çeşit yapılanması, Kanunî devrinde zirvesine
yükseldiği gibi, devletin merkezî ve taşra teşkilâtı da bu dönemde zirveye
yükselmiştir. Bunu, hazırlattığı kanunnâmelerde görmek mümkündür.
Kanuni devrinin zirveye yükselmesinde katkısı bulunan Sadrazamlar
arasında Pîrî Mehmed Paşa, Lütfi Paşa ve Sokullu Mehmed Paşa’yı;
Şeyhülislâmlar arasında Zenbilli Ali Efendi, Kemal Paşa-zâde, Çivi-zâde ve
özellikle de Ebüssuud Efendi’yi; diğer devlet adamları arasında Barbaros
Hayreddin Paşa, Koca Nişancı Celâl-zâde Mustafa, Seydi Bey ve Ca’fer
Ağa’yı; ilim ve maneviyât erbâbı arasında ise, Nakşibendi Tarikatının
reislerinden Hâce Mahmûd Bedahşî, Şeyh Bâli Efendi, Hâce Derviş Mehmed
Efendi, Molla Abdüllatif Efendi ve Kadi-zâde Acem Efendi’yi
zikredebiliriz. Ancak büyük zatlar bunlardan ibaret
değildir.
ZEVCELERİ: 1- Hürrem Haseki
Sultân; Kanunî’nin nikâhına aldığı ve aslen Ukran bir Ortodoks râhibin
kızı yahut Fransız veya İtalyan olduğu hususunda iddialar bulunan
câriyedir. Şehzâde Mehmed ve Selim II’nin annesi. 2- Mahidevran Kadın;
Abdullah kızı ve Şehzâde Mustafa’nın annesi. 3- Gülfem Hâtun; Câriyelerden
ve Şehzâde Murad’ın annesi. 4- Abdullah kızı ve Şehzâde Mahmûd’un annesi.
ÇOCUKLARI: 1-Şehzâde Sultân Mahmûd Hân. 2-Şehzâde Sultân Mustafa
Hân. 3-Şehzâde Murad. 4-Şehzâde Sultân Mehmed Hân. 5-Şehzâde Abdullah. 6-
Mihrimah Sultân. 7-Şehzâde Sultân Selim Hân II. 8-Şehzâde Sultân Bâyezid
Hân. 9- Fatma Sultân. 10- Râziye Sultân. 11-Şehzâde Sultân Cihangir.
12-Şehzâde Orhan .